every moment that we were together
was a celebration, like Epiphany,
in all the world the two of us alone
bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. istediğim, denizi yazmak. zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini... her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile...


tık evi ve çocukluğumun evinin etrafındaki çamları göremiyorum.I keep having the same dream. It seems to be forcing me to return to the bittersweet site of my grandfather's house, where I was born on the table forty years ago. Something always prevents me from entering. I keep having this dream. When I dream of the log walls and dark pantry, I sense that it's only a dream. Then my joy is clouded for I know I'll wake up. Sometimes something happens, and I stop dreaming of the house and the pines by the house of my childhood. Then I grieve and wait for the dream that will make me a child again, and I'll be happy again, knowing that all still lies ahead, and nothing is impossible.


kesilip biçilmek hatta hatta yok edilmek. Her ses bir yalan, her jest sahte, her gülümseme bir tuzak. İntihar mı? Hayır. Bu çirkin. Sen bunu yapmazsın. Ama sessiz ve hareketsiz durabilirsin. O zaman en azından yalan söylemezsin. Kendi içine kapanıp, ışığı söndürebilirsin. O zaman rol oynaman, sahte yüzler göstermen gerekmez. Sence….
bir şarkı gibi geldi uzaktan
