Salı, Aralık 19, 2006

2006, Mart ayı, hatırlamak adına...

yansımalar, yanılgılar, sokaklar, akışlar, duruşlar, bakışlar, ... yemen
çernobil'in yirminci yılına rağmen etkileri bu yıl da sürdü gitti... ukrayna
miloseviç öldü, ardından yüzbinler ağladı, "insanlıklarını" diğerlerinin ölümleri üzerine inşa edenler "huzur" içinde uyumayı sürdürdüler... belgrad
başkanlık seçimi yapıldı, binlerce insan kurşunlandı... kongo demokratik cumhuriyeti
uçurtmalar uçuruldu göklerde... lahor
"öteki" içeride miydi, dışarıda mıydı, yine bilinemedi... ohio
shell, kazanmaya devam etti, diğer altı kızkardeşi gibi.... nijerya

çocuklar, kaçamak oyunlarını sürdürdüler...


ve tüm güzelliklerini...

Pazartesi, Aralık 18, 2006

2006, Şubat ayı, hatırlamak adına...

doğa, mucizeviliğini korumayı sürdürse de... çin
ölmeye devam etti... senegal
çocuklar yine ağladılar... lübnan
aşık olmak cezalandırıldı... endonezya


mücadele, ey mücadele... tek'de olsa sürdü... west bank, israil

kaybolanlar kaybolmaya, kaybedenler de kaybolanları aramaya devam etti... arjantin

Pazar, Aralık 17, 2006

2006, Ocak ayı, hatırlamak adına...


gözler de, eller de bağlanmaya devam etti... filistin




müslümanlar da, yahudiler de, hristiyanlar da dualar ettiler...

sago madeni'nde ölümü bekleyen madenci kömür karanlığında mektup yazdı... virjinya
"herkese söyle, hepsini diğer tarafta göreceğim... uykuya dalmak o kadar da kötü değil... seni seviyorum..."


göç'enler, göçtükleri ülkelerden defedilip durdular... ispanya ve mısır

kurban bayramı Ocak ayındaydı, kurbanlar kesildi, kurban etleri dağıtıldı... hindistan

Pazartesi, Aralık 11, 2006

sevinç

P.I.N.O.C.H.E.T. ÖLDÜ
bir ölüme sevinmek...




bu dünyada yüreği dağlanmalıydı
umarım, öbür dünya vardır
ve Allende ve Victor Jara ve stadyumlarda, meydanlarda, parlemento binasında ölen/öldürülen/kaybolan/yürekleri-gözleri-elleri dağlanan binlerce şili'li onu orada bekliyordur
2 gün sonra erdal eren'in asılışının 26. yılı... ey tarih! yap bir güzellik...

Pazar, Aralık 10, 2006

pazar pazar


"kurban olduğuna inanmak, bütün kimliğini kurban olmanın acısı-öfkesi üstüne inşa etmek insan olmanın, yetişkin bir dünyalı olmanın sorumluluklarından koruyor. bütün dünyanın size borçlu olduğuna inandığınız anda her şeyin mubah olduğu o serin çocukluk günlerine dönmüş oluyorsunuz." y.t.



yaratılan o korkulu dil'in dışında yaşamaya savaşmış, evrensel olan "insan" dilini keşfederek yüzyıllar boyunca yaşayabilir kalmaya ödüllendirilmiş adam, stocholm'de konuştu, "durmaya/olmaya/yaşatmaya/dürüstlüğe" karşı duranları, babasından kalan yarım'lığı tamlayan öz-öyküsüyle tokatladı...

yaşadığı şehri, dünyanın merkezi kıldığını, bu şehirden beslendiğini, "hayatı görüyor olmanın ayrıcalık" olduğunu vura vura...


bu şehir
bu istanbul şehri
hayat'a tutunmak/tutunamayan olmak, ne irkiltici bir kelime... tutmak ve takılı olmak, yani kökleşmek, daha anlamlı değil mi? bu şehrin seyircisi haline gelen yüzbinler içinde, "kurban" oluşluk diline başvuruşumuz kolaycılığımızın derin hazinliği... kök salamıyor olmak... kendini yıllarca yaşadığın şehire "misafir" hissetmek...
.

sokaklarından geçmek ile sokaklarında takılı kalmak... ayrımındaki gibi...

bunun için miydi yoksa, tüm sınırları "ihlallerim"? gündüz gözünün kaybolduğu anlarda... iç'teki hyde'ı besleyen, biraz kurban oluşluğa inanmak, biraz görmeyi ve dokunmayı geciktirmek, hep ama hep,

ayna'nın gösteren ve simli tarafları gibi...









fotoğraflar, keşke film çekmeyip hep resimlese gördüklerini' dedittiren n.b.c.'den...

Perşembe, Aralık 07, 2006

d ü r ü s t o l m a k




sadece




d ü r ü s t o l m a k

çocuklar...

Çarşamba, Aralık 06, 2006

Salı, Aralık 05, 2006

Pazar, Aralık 03, 2006

p.i.n.o.c.h.e.t.



hastahane'ye kaldırmışlar, hafta sonu
kalbi sekteye uğratmış, diyorlar
ama hala yaşıyor
hala
ilginç olan
destekleyenlerin hastahane önünde sevgi/sadakat/minnet/'lerini göstermek için toplanmaları,
"be strong President" yazmışlar yollara

Pazar, Kasım 26, 2006

fatima el-nejar


dokuz çocuk annesi
fatima el-nejar
57 yaşında
gazze
israilli askerlerin yanında kendini patlatıyor

Çarşamba, Kasım 22, 2006

jö nes vi pa avek ma solitüd

Bazen daha fazladır her şey



bazen değil, hep, fazlalık yüreğindedir, gözlerinle gördüklerinde, duyduklarında...
hatırla,
güneşe ve göğe yakınlığında bir sabah,
atların savrulduğunu gün doğumunda, doğumlarında...


Bir eşikten atlar insan Yüzüne bakmak istemez yaşamın O kadar azalmıştır anlam



anlam yok oluyor zamanla,
yok olur zamanla,
kendi varlığın...
sabahları, taksim-bostancı dolmuşlarına giderken...
hava, gittikçe soğuyor...
ya da geçen yıl, doğum yılımda, nevi-zade'de otururken
karşı'ya giden otobüslerin çalışan motorlarının egzosları'nın bitiminde yaşlı bir kadın durur, bilir misiniz? ısınır, egzos sıcaklığında,
seksenlerini aşmış, o kadını berisindeki mukavva topladığı büyük çuvalı çekerken gördüğünde
sen, ben, o sıcaklığı bedenlerde arama telaşında iken...
ya da
ya da
şu an
dünyanın bilmem nerelerinde ...
kardeşim anlattı. kiev'de, metro girişinde bir mobilya mağazasının reklam broşürlerini dağıtan yaşlı adamı gördükçe içinin ağladığını...
bir benden daha mı var?


O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar

sokağımın altında travestiler, sokağımın üzerinde de orospular oturur, yazında da kışında da, yılların,
bazen geçerken yanlarından, gözleri değer,
haftasonlarının radikal eklerini, sıcak fırın ekmeğini, salamını, yumurtasını isterken bakkal'dan, sabahın köründe
onlar üç liralık prezervatif isterler...
ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k
ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k
değil midir bu?

Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor


hatırlar mısın, güneşi batırmaya ve doğdurmaya niyetlendiğin o dağ tepesinde dolanırken, suların altında şırıldar ve şarıldarken,
elini uzattığında kayanın kıvrımında ya da elin uzandığında diğer el'e, ne zaman kirlendiğini bilmeden/hatırlamadan "arınmaya yöneldiğin" an' ve an'ları?

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün Ayrılıktan kaçılmıyor Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür Ömür imtihanla geçiyor Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem



yıllar oldu, nasıl da hatırımda hala... ahmet altan, daha hürriyet'te yazıyordu, on beş yılı aşmış olmalı, bir yazısı vardı, ... evinde... gaipten, annesi sesleniyor... diyor ki
"sen neden yanlızsın yavrum?
nerde sevdiklerin? nerde bıraktın onları?"
reggianni plaktan "yanlızlığımla başbaşayım" derken,
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem



kimleri unutmadık ki... yüzlerini, seslerini... arada kokular geldiğinde... geçmiş ise zaman birlikte... nedir alıkoyan tekrarını?


Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir Bir şiirden bir sözden Bir melodiden bir filmden



yu ar olveys on may maynd' da ya da şubert'in piyano tuşlarında dolanırken, ayrı ülkelerdeyken, dememiş miydin bana, "bu şarkılar, bizim... senin ile benim" diye...

Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor Ama fazla da üzülme hayat bitiyor


biliyorum bittiğini, bazen
beklemiyor muyuz?
bana, sadece bir kere sarılmıştın. ayrı bir şehre gittiğimizde.
soğuk odada.
pis şilteli-ince süngerli otel odasında.
"napabilirim ki Oğlum" demiştin, ellerinle sardığın sırtıma vurarak...
oysa ki ben senin sarılmayı hiç bilmediğini düşünmüştüm, ...


bir gün Ayrılıktan kaçılmıyor Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür Ömür imtihanla geçiyor Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir Acının insana kattığı değeri bilirim




küsemem Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Salı, Kasım 21, 2006

Çarşamba, Kasım 15, 2006

"hayatın anlamı" mı? click to experience...


.... 70'lerin o siyasi ortamında ankara gazi'de okuyan dayımdan köylerde, kenar mahallelerde yaşayan köylü çocukların resimleri olan kartpostalları gelirdi, bayramda, seyranda. küçük alt orta sınıf aile yaşantımızda bu görüntüler yoktu hiç. ama "dışarıda" olanların, gösterilmeyenlerin hayatlarına ait kanı o küçük yaşlarda oluşmuştu. o kartpostalların dini bayramlarda kent sokaklarında satılmasının amacı bu olsa gerekti. (gerçi yıllar yıllar sonra dayımın hiç o taraklarda bezi olmadığını öğrendiğimde, hele de solculuğa hiç bulaşmamış olduğunu duyduğumda büyük hayal kırıklığı yaşamıştım.)
... dışımızdaki hayatlar...
... anlamlandırmaya çalışıyor olsak da, bu bireysel bir anlamlandırma çabasıydı. bizi ya da yakın aynı dertten muzdarip küçük ve garip toplulukları ilgilendiriyordu. diğerlerini kapsamıyordu.
... peki neden anlam'ı arıyordu insanoğlu ilk dünyaya geldiği andan itibaren? nedendi bu çaba, bu kaotik ve ağrılı/acılı sorgulama çabası?
... varoluşumuza bir değer kondurma/atfetme isteği...
... ediniyor olmayı hayatın anlamı ile ilişkilendirenlerden olmadım hiç...
... kendi varoluşunu başkalarının üzerinden tanımlamaya çalışanlardan uzaklaşmaya çalıştım hep...
... küçücük hayatlara ait küçücük tanımlamalar da korkuttu hep...
... dualarımda her zaman başkaları vardı, kendimi sokamadım dualara...
kendi türümüzün "başarısızlığı" bizi korkutan,
o yüzden, elden ayaktan çekilmeden, tüm yetersizliğine, sakatlığına rağmen hayata tutunanların başarı öyküleri ilgi çekiyor "anchor man"li ana haber bültenlerinde...
"vay be" teranesiyle, bir iki küçük kımıltı yaratıyor olsa da sönüveriyor az sonra.
"bir umut"tu yaşatan insanı...
kendi türümüzün "umutsuzluğuydu" bizi korkutan,
......
anlam, o son anda belirecek. beliren, ya koca bir hayatın tüketilmesi pişmanlığı ile gözleri dolduracak, ya da ... ya da ...
başka bir şey anlatmaya çalışırken, başka bir şey anlatmışım.
olsun varsın...
aslında aradaki bağ kurcalayınca görülebilir.
"bütünü görmek, görebilmek ile mümkün, nefes alışın anlamlılığı".

Salı, Kasım 14, 2006

her kezinde
yaşamak daha ilginç, daha önemli
diyerek kendimi biraz daha dayanmağa kandırıyorum
o kadar
b.k.

Cuma, Kasım 10, 2006



ömrü yetmez anlatanın,
ya susar, ya susar
yeniden başladığı yerde
geçilmiş uzun yollar

her destanın çoğalmış bacakları
ey alınmış yollara iz bırakanlar
çöl sırtında kendi ufkuna vakıf olanlar

yusuf'un kuyusu kalbinde idi

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Salı, Kasım 07, 2006

herkesin bir hikayesi varmış




aslında hikaye yüzleryıllık
ey, edinememişliği ızdırap ve geri-çekilmeye dönüştüren!
ya da hikayesizliğini başkalarının hikayelerinin aktarıcısı olarak bastıran!
ya da koza örmeyi -korumak, sahip olduğunu korumak, geçmişini, benliğini, girdabını, fırtınanı, gök'ünü, yağmurunu korumak- duvar örmekle karıştıran!
geçmiş bu ise
gelecek karanlık ise
bugünü tüketme ayrıcalığımız yok ki
hikayelerin acı/ya da/umut -aslında geçmişin izleri taşınıyor, onca'lığına rağmen hala yaşanıyorsa umut'u da barındırmaz mı-
koruyabilecek tek bir şey kaldı...