Cumartesi, Nisan 15, 2006

bilmez misin...

bilmez misin
işe yaramadığının,

ne zeytin dalı, ne karanfil, ne güvercin

Cuma, Nisan 14, 2006

misket

nasıl özlüyorum

toprakta ufak çukurlar açardık
içine sokmaya çalışırken diğerinin misketini uzaklaştırırdık
ya da
dizerdik on tane onbeş tane
kac taneyi sıradan çıkarabilirsen

eve gelen misafir çocuklarıyla geometrik desenli halının kenarında oynardık...
evlerine giderken de ağlardım, niye gidiyorlar, kalsınlar diye..


o çocukluk günlerini . . .

Perşembe, Nisan 13, 2006

dirinin yeniliğine... 1971


dante gibi ortasındayız ömrün
delikanlı çağımızdaki cevher, gözümüzün yaşına bakmadan geçer...

önümde yağmurun suyu, arkamdaki aynaya hiç yansımayacak bu yağmurun suyu

bir gün doğdum

babamı bekledim

balkonda gazoz kapağı biriktirdim

üzerinde köylü kadın başı olan kuruşlarla sakız ve leblebi tozu aldım

şehrin en büyük caddesinde iki koç kovaladı

teyzemin kucağında uyudum

erik ağacından erik, incir ağacından incir topladım

tulumbadan su içtim

ilkokulu ülkenin üç ayrı ucunda okudum

pencere önündeki divanda babamı bekledim

dedemin ölüm haberi telgrafla geldi, annem ağladı, ben bir şey yapamadım

altı yaşında saç teli inceliğindeki mahşer köprüsünü hayal ettim, korktum

kuluvalla'yı ezberledim, her gece uyumadan önce üç kere okudum

biri annem, babam ve benim içindi, birini dedeme, diğeri de filistin'de ölenlere

sekiz yaşında Kenan başa geçti, insanlar artık ölmeyecek, diye sevindim

sonraları insanlar ölmeye devam edince ondan nefret ettim

ilk aşkım müdürün, ikincisi resim öğretmeninin, üçüncüsü profesörün kızıydı

babamın merdivenlerden çıkışını duyar, yatağa koşar, uyur taklidi yapardım

sol elimi bir kere kaldırdım

onaltı yaşımda kardeşim doğdu

okulda silahlar patladıktan sonra babamı aradım, olayla ilgim olup olmadığını sordu

sabahları martı sesleriyle uyandığım, gözümü açar açmaz galata kulesinin tepesini gördüğüm bir evde yaşadım

alt komşum öldükten sonra o merdivenleri çıkmadım

yüzlerini hatırlamadığım bedenlerde yüzümü kaybettim

en çok asos'u ve bach'ı sevdim

sevdiğine, öldüğünde o yaşarken sevdiğini söyleyememenin acısını bildim

bunu haykırmak için onun geçtiği yerlerden geçtim

galonlarca içki içtim

uyandığım yatakları saymayı kaçırdım

hep ip üzerindeki diğer cambazı aradım, atfettiklerime düştükten sonra bu da değilmiş dedim

yılların, damla damla akışını


izledim

Çarşamba, Nisan 12, 2006

odalarımızın korunaklılığında
ses geçirmeyen bedenlerimiz dokunmak ister...

an'ların birinde
hepsi dualar eder...

dışarıda yağmur hıncını alırken

dualarimiz ne içindir?

tüm sular akmaz, bazen durur

binlerce taş
binlerce mezar
binlerce toprak

ucuz sesler duyulur bazen sadece

kan nehirler

durmak

durmak

sadece durmak

isa'nın ellerindeki acıyı hissedemeyenler

sahi, dualarınızda ne vardı?

Salı, Nisan 11, 2006

Pazartesi, Nisan 10, 2006




tüm yüzyılların ilmik ilmik dokuduğu bir kültürün satılış resmi

Pazar, Nisan 09, 2006

anna ve nurah



... anna, musevi, 2. savaş yılları

... nurah, 9 yaşında, filistinde, babası israil bombardımanı sırasında öldü

Cumartesi, Nisan 08, 2006

le temps qui reste





.. çocukluğun yiter

gider

ardından yaşam eksilir

soluk da

Cuma, Nisan 07, 2006

orda kalmak...




20 yıl önce insanlığın ürettiği en büyük faciayı yaşadılar

derilerine, soluklarına, gözlerine girdi "zehir"

doğdukları toprağa, havaya, suya girdi, yer etti "zehir"

gitmediler

Perşembe, Nisan 06, 2006

Salı, Nisan 04, 2006

.
dayanmak
.

hep vardı









.

ne coğrafya
ne zaman

ne elde, diğerine karşı tutulan

farketmedi
hep vardı,
hep diğerinin 'can'ı üzerine oynandı

Pazartesi, Nisan 03, 2006

iyi haftalar

pencereler kapanır
perdeler çekilir


ne dış ses duyulur
ne dışarısı görünür





görmezden gelen ile görüp de kalıveren ;
gördüğünü iteleyen ile hissettiğini sadece derinleştiren
arasında fark var mıdır?

Pazar, Nisan 02, 2006