Cumartesi, Nisan 28, 2007

orta sınıfın laneti....


ülke satılırken, sokakları kan göllerine dönerken, on binlerce genç'lerini yitirirken, ...
aynı dönemde, akdenizin diğer tarafındaki ülkede de tren istasyonuna bomba konmuştu, ölenlerin ardından tüm yarımada'da milyonlar sokaklara dökülmüştü, aynı dönemde, akdenizin diğer tarafındaki ülkede de bir bankaya, bir sinagoga, bir konsolosluğa bomba konmuştu, ölenlerin ardından tüm yarımada'da sadece bin kişi tek meydanında toplanmıştı...
koyun , kendisi olmadığı sürece, bacaklarından asılan diğerleri olduğunda, korunaklı fanuslarında çekirdek çıtlatanlar sokaklara dökülüyorlar... ikiyüzlülüğün laneti ...
bütün bir kuşağı ezen, iğdiş eden, bugün sokağa çıkma nedenlerinin tohumlarını atan adam deniz kenarındaki evinde kaşınırken...
"bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz" diyen adam gevrekçe gülmeye devam ederken...
tüm tersanelerini, tüm tarlalarını, tüm ekmek kapılarını, tüm aydınlıkları satan adamın şürekası yeni yeni fırsatlara atlarken...
evinde oturup, kapılarına sekizinci kilitleri taktıranlar sokaklarda...
çok acıklı

Cumartesi, Nisan 21, 2007

nar'a da, incir'e de gazel....

günlerdir aklımdasın


tüm cümlelerimi kuracağım


tüm senin sözlerinin yansıdığını sunacağım


tüm olan'ı da, olmayanı'da gazelleştireceğim...




belki bir masal,



belki zaten soluk...






beklemek gerek...

Cuma, Nisan 13, 2007

sokaklar daraldığında...


sokaklar daralmışlar

evler, o büyük han kapıları gibi kapılar küçülmüşler


çocukluğumun geçtiği ev

bahçe


kerpiç duvarları sarıya boyardı annemle teyzem yazları dedemi görmeye gittiklerinde

açık yeşile boyamış dayım, görmediğim yıllardır,

incir ağacını budamış tulumbanın suyundan beslenen

erik ağacı da-inmezdik üzerinden ertan'la, avuç içi büyüklüğündeki erikleri dalların üzerinde yerdik- kurumuş... yenisini dikmiş, ama o da kurumuş


büyüdükçe küçülüyormuş evler, bahçeler... ne büyük gelirdi o bahçe!



güvercin kafesi aynı yerdeydi, akşam üzerleri taklalar atarlardı

akşam üzerleri taklalar atıyorlar


akşamın sarısı çatının üzerinde renklenirdi

akşamın sarısı sarmış çatıyı


torunlar vardı yıllar önce, dede'yi görmeye gelen

torunları oynuyordu bahçede,


annesinin kollarındaydı

annemin kollarımdaydım

dayım şeker getirmiş gelirken

dedem şeker almaya götürürdü kıraathanenin yanındaki bakkallara


neval teyzeyle sibel abla yoktular sokakta, birbirlerine bağrışları duyulmuyordu, süt ninem de öldü yıllar önce







sokaklar daralırmış, onu öğrendim, insan büyüdüğünde...


çocukluk iyiden iyiye uzaklaşırmış, onu öğrendim, bir yandan yanına çekmeye çalışırken...





Perşembe, Nisan 12, 2007

a r k a n ı d ö n m e k
v e
g i t m e k

Pazartesi, Nisan 09, 2007

toprağın çektiğini beklerken...

Yipingdong kömür madeni, Çin'in Hunan bölgesi... 4 madenci öldü.




Novokuznetsk kömür madeni, Rusya'nin Sibirya bölgesi... 106 madenci öldü.

bekleme anları
bekleme anları
bekleme anları
bekleme anları
bekleme anları
bekleme anları

. . .





Çarşamba, Nisan 04, 2007

şehre bir film geldi...

filmlerin ardı ardına ve soluk soluğa seyredildiği yıllarda,
yüzyıl öncesinde dünyayla kurduğu ses parmaklarıyla piyano tuşu arasında olan ve kocası parmağını kestiğinde yere yığılan kadından, kendini bir çingenenin yatağında kurban veren adamdan, başlangıçtaki sözlere takılı kalmış ağaç gölgesinde ağacın kurumasını ve sulama zamanını bekleyen ardı peşi bağıran oğuldan, zamanın döngüselliğinde/aynılığında/hep aynı olacaklığında bir müslüman arnavutu bir sırp kilisesinde barındıran rahipten, bir kıyı kentinde her erkek sevdiğini öldürür" - wilde'dan ilhamlanarak- şarkısını pencerenin gölgelendirdiği kıvrımlarından seyrederek, erkeklerini, seyreden kadından, hayatındaki kadınları bir düş alemine sokup çağıran, onları bağırtarak danslar ettiren güler yüzlü adamdan, çocuklarını düşlediği hayatlarda bulamadığında, gezinirken onları, herkesin keyfi yerinde demeye çalışan babadan, sevgilerin, düğümlerin, eksik kalışlıkların, ölümlerin, yaşamların, olacak olanların, olmalı demişliklerin, bedenlerin, bedenlere can katan, can alan, can eksilten tüm dokunuşların, tanıdık olmanın, ... hayata tanıklığın, karşındakinin duyduğuna, duyacağına aşina oluşlukların, kendine aşinalığın, -damarlarına yöneldiğinde elindeki kesici, ...-kasıklarına dayadığında yanlızlığından ard'a kalanı, ...-bırakıp gitmenin ve bırakıp gidememenin, ...-ceninlenerek uzandığında bilmediğinin göğsüne, ...-karanlıklarda dolanan ellerin, gözlerini yitiriyor olmanın, ... olmanın ... olmanın ...



nasıl da uzar bu sözcükler, cümleler....
....